kapseli_paçi
Üst Düzey Üye

Mesajlar: 2004
Kayıt: 07 Mart 2008
|
• Ad-Soyad: DÜRÜST OLMAYAN INSAN GÜLÜŞÜNDEN BELLİDİR • Lakap: orjinal_paçi •
|
|
 |
 |
 |
|
Tarih: 13:06 10-Nisan-2009 - Mesaj: #1 » kapseli_paçi
Yöreden Sesler
Lazlar, geçmişleri, bugünleri ve en önemlisi geleceklerini kuşatan bilimsel tartışmaların ne kadarını biliyor? Gayet açıktır ki, dilleri ve halklarının tarihine veya lokaliteye ilgilerini ifade eden bazı yerel entellektüeller çıkmıştır. Etnik bir grubun kültürüne ilgi göstermek için politik iklimin uygun olmadığından korktukları için bu insanlar sessiz kalmıştır. Yöredeki bazı öğretmenler ve Halk Eğitim Merkezi çalışanları yerel kültürle ilgili verileri yazıya döktüler. Bunlar genellikle, çalışmanın odağı olarak günümüz idari birimini ele alırlar. Böylece, Rize el sanatları üzerine böyle bir çalışma, Doğu Karadenizdeki yöresel ve etnik adetlerin daha geniş bir örneklemesini başarıyla gözden saklayacaktır. Yabancı yayınların girişi kısıtlıolduğu için, ihtiyaç duyulduğunda bu boşluk resmi tarihin ruhuna uygun yayınlarla doldurulur. Örneğin, İlçenin Tarihi başlığını taşıyan daktilo edilmiş bir çalışma, Pazar halkının Türklerle birlikte, yani 1054^te İslamiyete geçtiğini iddia eder. 1992 ve 1993te yerel entellektüellerle yapılan çeşitli sohbetler, kendi kültürlerine ilginin yanı sıra, belirli bir derecedeki şaşkınlık ve korkuyu açığa vurdu. Aralarında üniversite mezunu olanlar da bulunan bazıları, Lazların linguistik ve kültürel bağlarının nerede aranacağını çok iyi biliyorlardı. En ünlü ailelerden bir kişi, fırsat verildiğinde bilfiil birçok ayı Gürcüstanda geçirdi ve Gürcüce öğrenmeye girişti. Laz dili ve folkloruyla ilgili makalelerin kopyalarını topladı ama tecrit edildi. Lazca konuşan bir başka yörede yerel adet ve dille ilgili çalışma yapan bir başka amatör araştırmacı, şimdiki çevresince tecrit edilmesine rağmen, bazı yabanzı bilimadamlarıyla birlikte çalışmasına devam etmektedir. Bununla birlikte, Lazcanın Latince veya Grekçe ile bağlantılı olduğuna inanan insanlarla da karşılaşmak mümkündür. 1992 de Lazca konuşulan bir yöreden bir grup genç insan, cidi olarak bir Laz kütüphanesi kurmayı planlıyorlardı ve bir Laz Kültür Merkezi kurmayı da düşünüyorlardı. 1993te bu aktiviteler açık biçimde yasaklanmamasına rağmen, yetkililer tarafından tasdik edilmedikleri için bu tür çabalar meyve vermedi. Bir öğretmen, bir başka yörede bir öğretmenin sohbeti sırasında, birisinin böyle bir derneğin kurulması ihtimali hakkında konuşmaya başladığında nasıl oradan derhal ayrıldıklarını anlattı. Hayal kırıklığına uğratan bu belirtilere rağmen, yörede belirli şeyler olmuştur. Feursteinın alfabesi, en azından küçük kasaba entellektüelleri arasında elden ele geçmektedir. Demode olması bir yana, Vanilişi- Tandilavanın kitabının yayınlanması yerel etkiyi de sağlamıştır. Büyük şehirlerle yakın kontaktları sayesinde bir çok yerel entellektüellerin, İstanbuldaki entellektüellerin çabaları hakkında iyi bilgilerinin olduğu muhtemeldir. Fakat daha az eğitim görmüş olanların konunun farkında veya ilgili oldukları şüphelidir. Artvin ve Rizenin küçük kasaba ve köylerinde yaşayan çoğu Lazın, Kafkasya orijinli oldukları konusunda bazı bulanık fikirleri vardır. Bununla beraber, bazı insanlar Orta Asyadan geldiklerine inanıyor. Bu tür inanışlar şüphesiz soğuk savaş yıllarının becerikli çalışmalarına atfedilebilir. Ama Lazca konuşanların ve yörede yaşayanların çoğu, Lazcanın Türkçeden taamen farklı bir dil olduğunu çok iyi biliyor. 1988 de Sarpi sınır kapısının açılmasından bu yana, gelen Megrellerle ilişkilerin canlanması bu bilincin güçlenmesine katkıda bulunuyor. Orta Asya Türkleri olduklarına inanan aynı insanlar, şu anda yaşadıkları yöreye Kafkasya üzerinden geldiklerini, bunun için şimdi farklı bir dil konuştuklarını ileri sürerler. Dışarıdan olan bizler için, onların en öenmli, gerçekte tek objektif etnik özellikleri, farklı dilleri gözükürken (Hann,1993), onlar için kimlik, yerel diyalektleri, kendi köyleri, vadileri veya illeri ve kendilerini komşularından farklı gördükleri diğer özellikleriiçeren çeşitli faktörlerden kaynaklanmaktadır Bu faktörlere Türkçeyi telaffuz etmeleri, belirli evlilik adetleri veya ahlakla ilgili düşünceleri ve dine bağlılık dereceleri de eklenebilir. Belirtildiği gibi, Hristiyan geçmişleri hafızalarından uçup gitmiştir ve kendilerini Kolh halkı veya klasik zamanların Lazika Krallığıyla tanımlamıyorlar (Feurstein, 1993,s.24; Toumarkine,1991, s. 144). Yörede, İslamiyet öncesi döneme ait bütün arkeolojik kalıntılar, Lazlara değil, Grekler, Venedikliler, Cenevizliler gibi yabancılara atfedilir 8Toumarkine, 1991,s.147,149). Türk olmakla ayrılmaz bir şekilde birleşen İslam ile hüviyet beirlemelerinin, etnik bilincin ortaya çıkmasını gerçekten engellediğini gösteriyor. Feurstein, bu doğal etnik bilinç eksikliğini, resmi görüşün bir etnik grup olarak Lazlara yönelik gözdağına bağlıyor (Feurstein, 1983, s.29-35). Bana göre, bu argümanlar, yerel kütüphanelerdeki, yetersiz ve niteliksiz kaynaklardan (kendi etnik grupları olmasada) kendi yerel tarihlerini ortaya çıkarmaya çalışan (çoğu erkek) bazı yerel öğretmenlere ve memurlara yönelik olarak düşünülebilir, ama bu argümanlar elbette köy kadınlarının durumuyla ilgili değildir. Köy kadınları, kesinlikle çok az formal eğitim gördükleri veya hiç eğitim görmedikleri ve bu yüzden soğuk savaş propagandalarına çok daha az maruz kaldıklarından dolayı, yerel dil ve adetlerin devamlılığını sağlayanlar olarak kabul edilirler. Aşağıdaki iki örnek bu konuya açıklık getirecektir. Okul eğitimi çok az görmüş bir köylü kadın bana, Atatürkten önce Türkiyede herkesin Arapça konuştuğunu anlattı. Ona göre, yalnızca uygulanan reformlardan sonra, onların İslami umma ile bağlarını kopartan farklı dilleri konuşmaya başlamış olmalıydılar! Bir köy yolunda, bir kadınla yaptığım kısa bir sohbet benzer özellikteydi. Nazik selamlaşmadan sonra kadın bana baktı, açıkça şaşkın bir ifadeyle: Sen Müslüman değilsin, değil mi? Dedi. Cevabımın hayır olması üzerine: Eğer Müslüman değilsen, Türkçeyi nasıl konuşabiliyorsun? dedi.
Bu örnekler, birçok yerel insan için Müslüman ve Türk kimliğinin nasıl ayrılmaz bir hale geldiğini ve Türkiye, Karadeniz kıyısı, il, öre veya köyle belirli bir yerlliğe ait duygularıyla bunların nasıl birleştiğini gösterir (Hann, 1993b, s.79. Birleşen kimliklerin böyle internalizasyonu, 70 yıllık cumhuriyet döneminin uygulamalarının değil, yüzlerce yıllık İslamlaşma ve Türkleşme sürecinin bir sonucudur. 2Laz rönesansı tamamen resmi tanınmaya mashar olursa veya olduğunda, Laz dili ve kültürünün entellektüel destekçilerinin dinden kaynaklanan engelle yine karşı karşıya gelmek zorunda kalacakları gözüküyor. Bu durum, günümüz Laz hayat ve gerçeğinin çok önemli bir parçasıdır, ama Ogni nin bütün yayınlarında göze çarpan eksikliktir. Bunun nedenlerinden biri, kültürel hakların yanı sıra demokrasiye adanmış bir yayında dini konuların tartışılmasının yeri bulunmadığı olabilir. Bir başka neden, yalnızca etnik Türkler arasında değil, Lazlar gibi diğer gruplar arasında da Türk ve müslüman kimliğinin yüzyıllardan ayrılamaz hale gelmesi olabilir. Lazların İslam ve Türkle derin kimlik tespitinin kabulü, özellikle bir Laz kimliği dökmeyle ilgilenenler için elverişsizdir. Yüzyıllardan beri Lazca, Türkçeden ağır bir şekilde etkileniyorken, böylece bugünkü Laz kültürü büyük ölçüde İslam-Türk ögelerle birleşmiştir. Bugün Türkçeyi saflaştırmak için çalışmalar yapılırken, Lazca için bunun nasıl geçekleşeceğini hayal etmek zordur.
Sonuç
Bugün, Lazların bir kimlik kriziyle karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Kim oldukları konusunda karar vermelidirler. Bu, şimdiye kadar çeşitli nedenlerden dolayı çoğunu rahatsız eden bir konudur. (Son zamanlara kadar habersiz oldukları) tarihlerinin çeşitli versiyonları yabancılar tarafından kendilerine sunulmuştur. İnteligentsiaları yalnızca şimdi, hangi versiyonu seçecekleri ve geliştireceklerini tartışacak daha iyi bir pozisyondadır. Şimdi bile esas araç olarak Türkçeye dayanmalıdırlar. Kendi dillerindeki okuma-yazma eksikliği, şüphesiz diğer dış kaynaklara fiilen bağımlılığa yol açmaktadır. Entellektüeller açıkça en iyi mevcut pozisyonları seçmek için ellerinden geleni yapmaya çalışırken, toplumsal hafızalarından silinmiş kendi tarihlerinin bir versiyonunu halka kabul ettirmeye çalışmaları bir anlamda yapay bir seçim olacaktır. Antik dönemlerdeki tarihleriyle ilgili halkın kolektif hafızasının yeniden canlanması, sonucu oldukça şüpheli bir girişimdir. Ayrıca, dha sonraki yüzyıllarda çoğalmış diğer kimliklerin pahasına bu kültürel çalışma yol tuttuğunda,kimse yardımcı olmaz ama, bu iyi amaçlı aktiviteleri yeni mitoloji yaratılması olarak tanımlanır. Laz Rönesansının destekleyicileri, kendi dillerinin canlanması ve onun vasıtasıyla kendi kültürlerini ilerletebililerken, büyük ölçüde İslam ve Türk öğesi taşıyan günmüz Laz gerçeğine göre bunun uygunluk arzetmesi gerektiğini kabul etmelidirler. Bunun yanı sıra, Lazlardan tamamen homojen bir grup olarak bahsetmek için bir yer bulunmamaktadır. Bu durumu bazı Lazların kendileri de farketmektedir.Halkının kültürünü araştıran hararetli bir araştırmacı olan, yerel bir Laz, Lazların orijinleri ve bugünkü kompozisyonu sorulduğunda çifte asimilayondan bahsediyor. Biri küçük, biri büyük. Lazlar Osmanlı İmparatorluğunda kademeli olarak asimile olurlarken buna paralel Anadolunun başka yerlerinden, Bosnadan ve Kafkasyadan göçmenlerin asimilasyonunun küçük bir ölçekte gerçekleştiğini iddia eder. Bu gözlem başkaları tarafından teyid edilmiştir: PazarIn bir köyünde, bir kaç kişi ailelerinin izlerini Samsuna götürüyor bugün hepsi Lazca konuşmasına rağmen. Kollektif hafızalarının yanısıra mezra, orijinlerinin anısını korur. Oldukça çarpıcı bir örnek, yörede ünlü bir ailenin tarihiyle ortaya çıkar. Bu aileden bir genç, en yaşlılarından başlıyarak aile ağacını kaydetmiştir, yerel olarak ünlü derebeylerinden biri olmalarına ve hepsi bugün Lazca konuşmalarına rağmen, aile geleneği açıkça Bosnadan göçü akla getirir.
Bu gelenek, Lazları bir etnik grup olarak geliştirmeye çalışanlar tarafından, Lazlara yönelik atfolunan homojenlik iddiasının nasıl şüpheli olduğunu gösterir. Verilen bu yerel çeşitlilik, yerel halkın İslam,Lazlık, Türklük ile kompleks internalizasyonu ve Karadeniz veya daha özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi veya Rize İliyle hüviyetlerini tespit etmeleriyle birlikte, büyük şehirlerdeki Laz entellektüellerinin ortak bir Laz bilinci dökmede başarılı olup olamıyacaklarından şüphe duyulur. Avustralyadaki Türk topluluğu gibi, başka ülkelerdeki göçmen işçi çocukları arasında yapılan araştırma, daha yaşlıların Türk kimliğiyle bağlantılarıı sürdürmek için daha duyarlıyken, Avustralyada doğan genç Türklerin kendilerini Avustralya konteksitinde Türk olarak tanımladıkları, Türkiyede bulundukları sürelerde kendilerini marjinal hissettiklerini ve Avustralya ile daha fazla tanımladıklarını ortaya koymuştur (Elley, 1993). Evlilik tercihlerinde iyice görülenözellikle bir Avustralyalı Türk kimliği geliştirdikleri görülür. Aileleri çocukların eşlerini Türkiyeden seçmelerini tercih ederken, çocukların tercihi Avustralyada doğmuş ve büyümüş Türkler arasındadır. Böylece iki toplum arasındaki marjinal pozisyonları kendilerini her iki kültürle tanımlamalarına izin verir ve bir anlamda kendi gerçeğinde yeni bir etnik kategori geliştirdikleri görülür. Benzer eğilimler Londradaki Polonyalı ve Kıbrıslı Türkler gibi diğer topluluklar arasında da görülebilir. Lazların durumu farklı gözükmesine rağmen, farklı dillerini yaşatarak yüzyıllardır güçlü bir İslam-Türk kimliği duygusu geliştirmiş olduklarını tartışacağım. İslamlaşma ve Türkleşme sürecinde kendi kültürel özellikleri şüphesiz kaybolmuş ise de, bu değişiklikler basit olarak, son bir kaç onyılda izlenen azınlık politikasının bir sonucu değil, geriye çevirilemeyecek daha uzun bir prosesin sonucudur. Eğer günümüzün aktivistleri Laz kültürünü korumak istiyorlarsa, bunu öyle İslam öncesi/ Türk öncesi saf formunda yapamazlar. Lazların İslama geçirilmesinin 500 yıl önce zorla gerçekleştiğini ispat edebşlseler bile, bu süreç yüzlerce yılı aldığı için, bu durum Lazların kollektif hafıza ve bilinçlerini silmeyecektir. Klasik zamanlardaki Lazların büyüklüklerini hissettirmek, halkın kimlik duygusunda yeri olmadığı için asla yeniden yaşanmayacak bir geçmişin romantik bir araştırmasıdır. Eğer Laz entellektüelleri ve gerçek araştırmacılar Lazcayı korumak ve Lazların bilincini yakalamak ve uynadırmak istiyorlarsa, bugün halkın kimliğinin parça ve bir tarafı olan, İslam ve Türk değerlerinin Lazlara yönelik internalizasyonuyla başlamalıdırlar. Ogninin yazarları bugüne kadar Lazların klasik zamanlardaki rolleri ve Kafkasya miraslarına daha fazla işaret ettiler. Hiyerarşik olmayan bir şekilde, onların çeşitli kimliklere hapsolmalarını kolaylaştırmış olan, halkın yüzlerce yıllık eski deneyimlerinin birleşimi hakkında sessiz kalmışlardır. Halkın bu yeteneğini kabul etme ve dış etki olmaksızın, kültürel mirasından dilediğini koruyacak bir grubun hakkını kabul etme, etnik kimliğin daha toleranslı bir kavramını gelişmesine katkıda bulunabilirdi. Böyle bir kabul etme olmaksızın Laz otonomistler küçük bir ölçekte Türk ve Gürcü milliyetçilerinin oyununu yeniden oynamaya mahkum edilirler. Birgün hayal edilen Laz toplumunu oluşturmada başarılı olabilirler (Anderson, 1993), ama bu, öyle dizayn edilen, halkların gerçek tarihlerini içeren kompleks kültürel akımlarla çok az bağlantılı bir yapı olacaktır.
1- İngilizce metinde Laz yerine Lazi kullanılmıştır. Yazar, bu konuyla ilgili açıklam yapıyor (çn.). Bkz. Meeker, 1971,s.321; Feurstein- Berdsena, 1987, s.s.36; Benninghaus, 1989, s.497
Lazların kendilerini tanımlamak için Moxti Laz terimi kullanıklarına ilişkin delil bulamadığımdan, Bennighaunun önerdiği bu terimi makalemde benimsemiyorum(Bkz. Benninghaus,1989, s.497)
2- Feursteinin Bizanslı yazarlara yönelik müphem referansı burada hatalı olabilir: Bryere göre, Trabzonu bir Lazlimanı olarak tanımlayan 10.yüzyıl Arap coğrafyacısı Abul Feda idi. (Bryer,1966,s.179)
* Ildiko Beller Hann, Canterbury, Kent Üniversitesin'nde halen öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Bu, makale, 1992-93'de Chris Hann ile ortaklaşa yapılan çalışmasının bir sonucu olarak kaleme alınmıştır. Çalışma, Büyük Britanya Ekonomik ve Sosyal Araştırma Konseyi tarafından desteklenmıştır |
 |
 |
|
 |
|
|
|
|