Emin Selimoğlu
Üst Düzey Üye

Mesajlar: 613
Kayıt: 18 Nisan 2007
|
• Ad-Soyad: Emin SELİMOĞLU • Lakap: Arsa danışmanı... •
|
|
 |
 |
 |
|
Tarih: 09:27 18-Mayıs-2007 - Mesaj: #1 » Emin Selimoğlu
İzmir'de yapılan son cumhuriyet mitingi ile birlikte 'Gavur İzmir' deyimi yeniden gündeme geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, bu tabiri kullandığı gerekçesiyle tepki gösterilirken mitingde buna atfedilen bir çok pankart taşındı. Fakat Akşam Gazetesi yazarı Engin Ardıç, konuya farklı bir yaklaşım getirdi. Ardıç, kendine has üslubu ile bu sözün, zannedildiği gibi, İzmir halkının 'laik' olmasına duyulan 'gerici' tepkiden kaynaklanmadığını anlattı. Deyimin tarihi kökenine inen Yazar, İzmir'in kurtuluşundan önce şehirde gayrimüslim nüfusunun müslüman nüfustan daha fazla olduğunu hatırlattı ve bu nedenle Osmanlı imparatorluğu döneminde Anadolu halkının İzmir'e böyle bir yakıştırmada bulunduğunu kaydetti.
Engin Ardıç, "Gavur İzmir lafı nereden çıktı." başlıklı yazısında, bu tabirin 'şeriatçılar tarafından' çıkarıldığını sananlardan bazılarının "Türk basınını ele geçirmiş İzmirli vatandaşlar" kümesi olduğunu yazdı. "Eğer çağdaşlık gâvurluksa ben de gâvurum anasını satayım" diye efelenen basın efeleri olduğunu ifade eden Ardıç, "Hassasiyetlerini anlıyorum, cehaletlerini de." dedi. Bu tavır içinde olan gazetecileri cahillikle suçlayan Akşam yazarı, 'Gavur izmir' tartışmasının Türkiye'de kimseye doğru dürüst tarih öğretilmediği iddiasının kanıtı olduğunu savundu. Bu deyimin ne günümüzle ne cumhuriyet ne de Atatürk devrimleriyle ilgisi olmadığı görüşünü savunarak, gerçek sebebi şöyle izah etti: "O laf, 1922 yılı öncesini anlatır. Yangın öncesini. Anadolu köylüsünün İzmir'e imparatorluk döneminde taktığı o ad, işte o eski İzmir'e attir. Çünkü İzmir, İstanbul'u saymazsak Selanik ile birlikte imparatorluğun en önemli iki limanından biriydi ve de oralarda "alafranga" bir hayat yaşanırdı. Meyhaneleriyle, kahvehaneleriyle, tiyatrolarıyla, kulüpleriyle, müziğiyle, futboluyla, tenisiyle bu hayatı yaşayanlar da gerek oralarda yerleşmiş "levantenler", yani artık Osmanlı olmuş sayılan yabancılar, yani "tatlı su frenkleri", gerekse o şehirlerin "yerli gayrımüslim" halkıydı. Anadolu köylüsü İzmir'i gavur diye aşağılıyordu, çünkü İzmir şehrinin içindeki hristiyan ve yahudi nüfus, müslüman nüfustan fazlaydı.
Ardıç, 1922 yılındaki yangının ise bu tabloyu değiştirdiğini öne sürdü. Yangında İzmir'in Rum ve Ermeni mahalleleri kül olurken müslüman ve yahudi mahallelerine tek kıvılcım bile düşmediğini yazdı. Tarihte, bunun kaçan Yunan ordusu tarafından çıkarılan bir yangın olarak gösterildiğini ama gerçeğin böyle olmadığını ima etti. Yunan ordusunun 8 Eylül'de çekildiğini, Türk ordusunun 9 Eylül sabahı şehre girdiğini, yangının ise 14 Eylül'de çıktığını sıralayan Ardıç, yazısını şöyle sürdürdü: "İzmir yangınını kimin, nasıl çıkardığını tartışmayacağım, sonra askeri istihbarattan işgüzar bir binbaşı çıkar beni kara listeye alır da genelkurmayın basın toplantılarına sokmaz alimallah... Fakat çok tuhaf bir şekilde o yangında .. Kaçan Yunan ordusu niçin kendi mahallesini yakmıştı da Türk mahallesine dokunmamıştı, kendi kalesine gol atmayı mı seviyordu? Evladım, biz bu İzmir'in "gâvurluğunu" çok radikal bir şekilde ortadan kaldırdık, merak etmeyin. Kimisini kestik, kimisini kaçırdık, kimisini de Lausanne Antlaşması'ndan sonra "mübadeleyle" gönderdik. İzmir'de bir tek "gâvur" kalmadı. Seksen beş yıldır yoktur. Dolayısıyla, bugün bazı şeriatçıların İzmir'e gâvur demeleri yalnızca onların ahmaklığını kanıtlar. Sevgili İzmirliler'in alınıp bozulmaları da gülünç olur. Tıpkı, "CHP ile DSP bir birleşse iktidar çantada keklik" sananların içine düştükleri durum gibi yani!
İstanbul / Zaman |
 |
 |
|
 |
|
|
|
|